Universal Unity
Universal Unity
  • Anasayfa
  • Tanrı'nın Krallığı
  • Teslimiyet
  • Mucize
  • Daha fazlası
    • Anasayfa
    • Tanrı'nın Krallığı
    • Teslimiyet
    • Mucize
  • Anasayfa
  • Tanrı'nın Krallığı
  • Teslimiyet
  • Mucize

Tanrı'nın Krallığı

 Eğer sorunuzun cevabını bulamadıysanız, lütfen info@evrenselbirlik.com adresinden bizimle iletişime geçin. 

Tanrı’nın Krallığı, sadece cennetle, belirli bir mekânla ya da gelecekle ilgili değildir. O şu anda, burada ve her yerdedir. “Krallık” kelimesini duyduğumuzda, genellikle bir kral ya da yönetici tarafından kontrol edilen bir toprak parçasını hayal ederiz. Tanrı’nın Krallığı fikrinin ortaya çıktığı eski çağların zihniyetinde bu anlayışın yeri vardı; ancak bu, Tanrı’nın Krallığı’nı tam olarak açıklamaya yetmez. Çünkü Krallık aslında bir mekân değildir. Tanrı’nın Krallığı, Tanrı’nın tek başına hüküm sürdüğü, yasaların O’na ait olduğu ve Tanrı’nın dünya için dilediklerinin bütünüyle geçerli olduğu durumdur. Bu nedenle Krallık buradadır ve her yerdedir.   Bu kavram, Son Ahit olan Kur’an’da “Tanrı’nın rahmeti” olarak ifade edilmektedir. Aslında Yeni Ahit’te bu gerçekliğin adı verilirken, Son Ahit’te onun tanımı yapılmaktadır. Yani ne olduğu, hangi niteliklere sahip olduğu ve nasıl işlediği—kısacası özü—tek bir kelimeyle, rahmet kavramıyla açıklanmıştır. Bir başka ifadeyle, İsa Krallığın adını ilan etmiş; Muhammed ise Krallığın niteliğini ve mahiyetini bildirmiştir. Tanrı’nın onaylayıcı ve birleştirici elçisi Reşad Halife ise bu ilahi mesajları bir araya getirerek, Krallığa nasıl girileceğini kutsal metinler üzerinden açıkça ortaya koymuştur.


[Yeni Ahit, Luka 17:20–21]
Ferîsîler Tanrı’nın Krallığı’nın ne zaman geleceğini sorduklarında, İsa şöyle cevap verdi:
“Tanrı’nın Krallığı gözle görülebilecek bir şekilde gelmez. Kimse ‘İşte burada’ ya da ‘İşte şurada’ demeyecek. Çünkü Tanrı’nın Krallığı içinizdedir / aranızdadır.”


Tanrı’nın Krallığına girmek için iki temel şart vardır. Tanrı’nın Krallığı, iman eden insanların sağlam bir tövbeyle Tanrı’ya yönelmeleri (1) — bu, yeniden doğmak gibidir — ve O’nun buyruklarına uymaları (2) ile aramıza gelir.


1. Sağlam Tövbe

[Son Ahit 66:8] Ey inananlar, TANRI’ya sağlam bir tövbe ile tövbe edin. Rabbiniz o zaman günahlarınızı örtecek ve sizi akan nehirleri olan bahçelere kabul edecektir. O gün TANRI, peygamberi ve onunla birlikte inanmış olanları hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Işıkları önlerinden ve sağ taraflarından yayılacaktır. Diyecekler ki “Rabbimiz, bizim için ışığımızı tamamla ve bizi bağışla; Sen Her Şeye Gücü Yetensin.” 


[Yeni Ahit, Markos 1:15] “Zaman doldu,” dedi. “Tanrı’nın Krallığı yaklaştı. Tövbe edin ve müjdeye inanın!” 


[Son Ahit 11:52]  “Ey halkım, Rabbinizden bağışlanma dileyin, ardından O’na tövbe edin. O zaman gökyüzünden size rızıklar yağdıracak ve gücünüzü artıracaktır. Haddi aşanlara dönüşmeyin.”


[The Final Testament 28:67] 67. Tövbe eden, inanan ve doğru bir hayat sürenlere gelince, işte onlar sonunda kazananlardan olacaklardır.


[Yeni Ahit, Yuhanna 3:3–5] İsa şöyle karşılık verdi: “Sana doğrusunu söylüyorum; bir kişi yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Krallığını göremez.” Nikodim, “İnsan yaşlanmışken nasıl doğabilir?” diye sordu. “Annesinin rahmine ikinci kez girip doğması mümkün mü?” İsa cevap verdi: “Sana doğrusunu söylüyorum; sudan ve Ruh’tan doğmayan hiç kimse Tanrı’nın Krallığına giremez.”


2. Buyruklara Uymak
“Tanrı’nın Krallığına nasıl girebilirim?”
İsa’nın cevabı: “Buyrukları yerine getir.”


[Yeni Ahit, Matta 19:16–17]
Tam o sırada bir adam İsa’ya yaklaşıp sordu: “Öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için hangi iyi işi yapmalıyım?” İsa ona şöyle cevap verdi: “İyilik hakkında bana neden soruyorsun? İyi olan yalnızca Bir Kişi vardır.  Yaşama kavuşmak istiyorsan, O'nun buyruklarını yerine getir. ”


(Editör notu: “Tanrı’nın rahmeti” ya da “rahmete erişmek” ifadeleri, Son Ahit’te Tanrı’nın Krallığına işaret eder.) 


[Son Ahit 6:155] Bu da vahyettiğimiz bereketli bir kutsal yazıdır; onu takip edip doğru bir hayat sürün ki rahmete erişesiniz.


[Son Ahit 7:204] Kuran okunduğu zaman onu dinleyip dikkate alın ki rahmete erişesiniz.


Başarının Formülü

[Son Ahit 24:56] İletişim Namazlarını (Salat) gözetin, zorunlu bağışı (Zekat) verin ve elçiye itaat edin ki rahmete erişesiniz.


[Yeni Ahit, Matta 5:17–20] “Kutsal Yasa'yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa'dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği'nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği'nde büyük sayılacak. Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler'inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği'ne asla giremezsiniz!” 


Tanrı’nın Krallığı; mükemmel sağlık, mükemmel refah ve mükemmel mutluluk ile karakterizedir — şimdi ve sonsuza dek. Başka bir deyişle, Tanrı’nın Krallığına girdiğinizde sizi büyük nimetler ve kusursuz bir yaşam bekler. Bu, kulağa inanılmaz gelebilir ya da kişinin kendini iyimser düşüncelerle kandırması veya boş vaatler sunması gibi algılanabilir. Ancak şunu unutmayın: Bunlar artık bilimsel olarak kanıtlanabilir, incelenebilir ve somut gerçeklerdir.


Bu temel hakikatle ilgili olarak Tanrı, inanmamız için kutsal yazıları ve elçileri göndermiş, tüm bunları da yakın zamanda büyük matematiksel mucize ile desteklemiştir. Aşağıda sunacağım Son Ahit ayetlerini okurken, bunların matematiksel, mutlak surette inkâr edilemez bir kodla desteklendiğini aklınızda bulundurun.


Artık şunu BİLİYORUZ: Aşağıdaki ayetlerin her bir harfi ve her bir kelimesi, Her Şeye Gücü Yeten, Her Şeyi Bilen ve Mutlak Kudret Sahibi Tanrı’dan gelmektedir. Kuran’ın 19 temelli matematiksel kodunun değerini kavrayan herkes, bu vaatlerin birer hayal olmadığını anlayacak ve yaşam planlarını buna göre şekillendirecektir.


Şimdi lütfen, Tanrı’nın Krallığına dair vaatleri içeren ve matematiksel olarak kanıtlanmış Son Ahit ayetlerini aşağıda okuyun.


Mutluluk: Şimdi ve Sonsuza Dek*

[10:62] Kesinlikle, TANRI’nın müttefiklerinin korkacakları hiçbir şey yoktur, onlar üzülmeyecekler de.


*10:62-64 Birçok kişi, doğruluk için ödüllerini almadan önce veya kötülük için ceza, Diriliş Günü’ne kadar beklemek zorunda olduklarını düşünürler. Fakat Kuran defalarca inananlara güvence verir ki, onlara mükemmel mutluluk burada, bu dünyada garanti edilmektedir, şimdi ve sonsuza dek. Buradaki geçici dönemlerinin sonunda onlar direkt Cennete giderler (Ek 17’ye bakınız).


[10:63] Onlar inanıp doğru bir hayat sürenlerdir.

[10:64] Onlar için hem bu dünyada sevinç ve mutluluk var hem de Ahirette. Bu, TANRI’nın değiştirilemez yasasıdır. En büyük zafer işte budur.


Şimdi ve Sonsuza Dek Garanti Edilmiş Mutluluk

[16:97] Erkek olsun, kadın olsun, kim inanmış olarak doğruluğa çalışırsa, biz mutlaka onlara bu dünyada mutlu bir hayat bahşedeceğiz ve mutlaka doğru işleri için onlara tam karşılıklarını (Yargı Günü’nde) vereceğiz.


Şimdi ve Sonsuza Dek Mutluluk

[22:15] Kim TANRI’nın kendisine bu hayatta ve Ahirette yardım edemeyeceğini sanıyorsa, tamamen göğe (oradaki Yaratıcısına) yönelsin ve (bir başkasına bel bağlamayı) kessin. O zaman bu planın kendisini rahatsız eden her şeyi ortadan kaldırdığını görecektir.


Mükemmel Mutluluk: Şimdi ve Sonsuza Dek

[41:30] “Bizim Rabbimiz TANRI’dır” diye ilan edip ardından doğru bir hayat sürenlerin üzerlerine melekler inerler: “Hiçbir korkunuz olmayacak, üzülmeyeceksiniz de. Cennet size ayrılmıştır müjdesi ile sevinin.


İbrahim

[16:120] İbrahim gerçekten de TANRI’ya teslimiyeti ile öncü bir örnek, putlara asla tapmamış bir tek tanrıcıydı.

[16:121]  Rabbinin nimetlerine karşı minnettar olduğu için O onu seçti ve ona dosdoğru bir yolda rehberlik etti.

[16:122]  Biz ona bu hayatta mutluluk bahşettik ve Ahirette de doğrularla birlikte olacaktır.


[39:17] Putların tümüne tapınmayı terk edenlere ve kendilerini tamamen yalnızca TANRI’ya adayanlara gelince, onlar mutluluğu hak ettiler. Kullarıma müjde ver.


[2:62] Şüphesiz, inananlardan, Yahudilerden, Hristiyanlardan ve inanç değiştirenlerden; her kim (1) TANRI’ya inanır ve (2) Son Gün’e inanır ve (3) doğru bir hayat sürerse, mükâfatlarını Rablerinden alacaklardır. Onların korkacakları hiçbir şey yoktur, onlar üzülmeyecekler de.


[2:112] Doğrusu, doğru bir hayat sürerek kendilerini mutlak bir şekilde yalnızca TANRI’ya teslim edenler mükâfatlarını Rablerinden alacaklardır; onların korkacakları hiçbir şey yoktur, onlar üzülmeyecekler de.


İlahi Garanti

[2:277] İnanıp doğru bir hayat sürenler, İletişim Namazlarını (Salat) gözetenler ve zorunlu bağışı (Zekat) verenler mükâfatlarını Rablerinden alırlar; onların korkacakları hiçbir şey olmayacaktır, onlar üzülmeyecekler de.


[3:170] TANRI’nın lütfu içinde büyük sevinç duyuyorlar ve kendileriyle beraber ölmemiş olan arkadaşları için onların korkacakları hiçbir şey olmadığına, onların üzülmeyeceklerine dair müjdeleri var.


İnananlar için Mükemmel Güvenlik

[6:82] İnananlar ve inançlarını puta tapmakla kirletmeyenler mükemmel güvenliği hak ettiler ve onlar gerçekten rehberlik edildiler.


[93:8] Seni fakir buldu da zengin etti.


Şimdi, Son Ahit’in onayladığı Kitab- Mukaddes bölümlerine bakalım. Şunu hatırlayın: 19 mucizesi, Son Ahit’in kelime ve ayetlerini doğrular; Son Ahit ise gerçek Kitab-ı Mukaddes'i arındırır ve onaylar. 

 

[Matta 6:33] Ama önce Tanrı’nın Krallığını ve O’nun doğruluğunu arayın; bütün bunlar da size verilecektir.


[Markos 4:26–29] Sonra İsa şöyle dedi: “Tanrı'nın Krallığı, toprağa tohum saçan adama benzer. Gece olur, uyur; gündüz olur, kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez ama, tohum filizlenir, gelişir. Toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir. Ürün olgunlaşınca, adam hemen orağı vurur. Çünkü biçim vakti gelmiştir.” 


[Luka 13:18–21] Sonra İsa şunları söyledi: “Tanrı'nın Egemenliği neye benzer, onu neye benzeteyim? Tanrı'nın Egemenliği, bir adamın bahçesine ektiği hardal tanesine benzer. Tane gelişip ağaç olur, kuşlar dallarında barınır.” İsa yine, “Tanrı'nın Egemenliği'ni neye benzeteyim?” dedi. “O, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.”

 

91. Mezmur

1Yüceler Yücesi'nin barınağında oturan,

Her Şeye Gücü Yeten'in gölgesinde barınır.

2“O benim sığınağım, kalemdir” derim RAB için,

“Tanrım'dır, O'na güvenirim.”

3Çünkü O seni avcı tuzağından,

Ölümcül hastalıktan kurtarır.

4Seni kanatlarının altına alır,

Onların altına sığınırsın.

O'nun sadakati senin kalkanın, siperin olur.

5-6Ne gecenin dehşetinden korkarsın,

Ne gündüz uçan oktan,

Ne karanlıkta dolaşan hastalıktan,

Ne de öğleyin yok eden kırgından.

7Yanında bin kişi,

Sağında on bin kişi kırılsa bile,

Sana dokunmaz.

8Sen yalnız kendi gözlerinle seyredecek,

Kötülerin cezasını göreceksin.

9Sen RAB'bi kendine sığınak,

Yüceler Yücesi'ni konut edindiğin için,

10Başına kötülük gelmeyecek,

Çadırına felaket yaklaşmayacak.

11 Çünkü Tanrı meleklerine buyruk verecek,

Gideceğin her yerde seni korusunlar diye.

12 Elleri üzerinde taşıyacaklar seni,

Ayağın bir taşa çarpmasın diye.

13 Aslanın, kobranın üzerine basıp geçeceksin,

Genç aslanı, yılanı çiğneyeceksin.

14“Beni sevdiği için

Onu kurtaracağım” diyor RAB,

“Beni iyi tanıdığı için

Ona kale olacağım.

15Bana seslenince onu yanıtlayacağım,

Sıkıntıda onun yanında olacağım,

Kurtarıp yücelteceğim onu.

16Onu uzun ömürle doyuracak,

Ona kurtarışımı göstereceğim.”


Şeytan’ın krallığı; hastalıklar, savaşlar, felaketler, sorunlar, boşanmalar—kısacası kaos ile karakterizedir. Bu durum, Şeytan’ın her şeye gücü yeten olmamasından kaynaklanır. Tanrı olmak ister ve her şeyi mükemmel hâle getirmeyi arzular; ancak bunu yapacak güce sahip değildir. Sonuç olarak, vatandaşları arasında büyük acılara yol açar.


Bu durumda, halkını ezen ve onları sefil bir hayata mahkûm eden zorba yöneticiler gibi, Şeytan da takipçilerine yalan söylemeye başlar. Acının, hastalığın ve kaosun aslında iyi şeyler olduğunu iddia eder. Bu nedenle, geleneksel dinler Şeytan’ın kurbanı olmuş kişiler tarafından uydurulmuş sahte doktrinlerle doludur.


Örneğin, Muhammed’e yalan şekilde atfedilen uydurma bir hadise göre, en çok acı çekenler Tanrı’ya en yakın olanlardır. Şeytan, vatandaşlarına kusursuz mutluluk, kusursuz refah ya da kusursuz sağlık veremez.


Buna karşılık, Tanrı’nın Krallığı kusursuz mutluluk, kusursuz zenginlik ve kusursuz sağlık ile karakterizedir. Tanrı her şeye gücü yeten olduğu için, vatandaşlarının acı çekmesine ya da sefalet içinde yaşamasına izin vermez. Tanrı’nın Krallığı’nda olduğunuz sürece, hayatınızdaki her şey sizin yararınıza olacak şekilde düzenlenecektir—hatta bu durum sizi hayrete bile düşürebilir. En karmaşık ve en zor problemleriniz bile çözüme kavuşacaktır; çünkü Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.


Bu nedenle, “Tanrı’yı Tanımak” konusu büyük önem taşır. Bu sayfadaki “Tanrı’nın Büyüklüğü” hakkındaki makaleyi yeniden gözden geçirmeniz esastır.


Daha fazla bilgi için, lütfen YouTube kanalımızdaki aşağıdaki videoları Türkçe alt yazılı olarak izleyiniz: Lütfen YouTube'un alt yazı seçeneğini açınız. Videolar titiz bir ekip tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.

Reşad Halife: Kaosun Kralı [YOUTUBE ALTYAZILI]

Satan's kingdom vs God's Kingdom | by Dr. Rashad Khalifa 

Secret of Happiness and God's Kingdom | by Dr. Rashad Khalifa 


Tanrı’nın Krallığı’na giriş, sağlam bir tövbe ile elde edilir ve O’nun yasalarına ve buyruklarına itaat ederek yaşamakla kalıcı hâle gelir. Ancak bir kişi günah işlediğinde Tanrı’nın Krallığı’ndan çıkar. Tek bir günahla bile Tanrı’nın Krallığı’nda kalamazsınız. Kişinin günahtan arınması gerekir.


Bu arınma, cehaletle işlenen günahlar için derhâl tövbe edilmesiyle ya da diğer günahlar için hak edilen sonuçların ödenmesiyle gerçekleşir; böylece kişi bu yükten kurtulur.


Unutmayın, biz Tanrı’nın Krallığı’ndan en büyük günahı—şirki—işleyerek düştük. Anne ve babamız Âdem ve Havva, günahın bir sonucu olarak Tanrı’nın Krallığı’ndan çıkarıldılar. Bu nedenle, en küçüğü bile olsa hiçbir günahı hafife almamalıyız. Günaha karşı son derece hassas ve uyanık olmalıyız.


“Tanrı’nın Krallığı” ifadesi Eski Ahit’te birebir bu şekilde geçmez (ancak “Rab’bin krallığı” ifadesi 2. Tarihler 13:8’de yer alır; ayrıca Daniel kitabında Tanrı’nın krallığından söz edilir [örneğin Dan. 6:26]). Buna rağmen, Tanrı’nın krallığı/kral oluşu kavramı Eski Ahit’in tamamına yayılmıştır ve İsa’nın Tanrı’nın Krallığı hakkındaki vaazlarını anlamamız için hayati öneme sahiptir. Şunu unutmayın: İsa yalnızca krallığın “yaklaştığını” ilan eder (Matta 3:2); bunu yaparken, dinleyicilerinin ne demek istediğine dair belli bir kavrayışa sahip olduklarını varsayar—her ne kadar o, kendisini tam olarak anlamadıklarını biliyor olsa da.


Mezmur 10:16’da şöyle denir:

“RAB sonsuza dek Kral’dır; uluslar O’nun ülkesinden yok olup gider.”


Ya da Kral Yehoşafat’ın 2. Tarihler 20:6’daki itirafını düşünün:

“Ey RAB, atalarımızın Tanrısı, gökte Tanrı olan Sen değil misin? Ulusların bütün krallıkları üzerinde egemenlik süren Sen değil misin? Güç ve kudret Senin elindedir; Sana karşı durabilecek kimse yoktur.”


Veya Kral Hizkiya’nın Yeşaya 37:16’daki sevinçli haykırışını ele alın:

“Ey orduların RAB’bi, İsrail’in Tanrısı, keruvların üzerinde taht kurmuş olan Sen, yeryüzündeki bütün krallıkların tek Tanrısı Sensin; gökleri ve yeri Sen yarattın.”


Ayrıca bkz. Mezmurlar 93:1–2; 95:3–6; 96:10; 104; 136:1–9. Kısacası, Tanrı evrenin mutlak ve egemen Hükümdarıdır.


Samuel 12’de peygamber Samuel, İsrail’i, çevresindeki ulusların açgözlü ve kendi çıkarlarını gözeten kralları gibi bir kral istemeleri nedeniyle azarlamaktadır. İsrail’in bir kral istemesi başlı başına yanlış değildi; ancak bu isteği doğuran neden gerçekten günahkârdı. Samuel’in 1. Samuel 12:12–13’te söylediği gibi:


“RAB Yerubbaal’i, Barak’ı, Yiftah’ı ve Samuel’i gönderdi; sizi her yandan düşmanlarınızın elinden kurtardı ve güvenlik içinde yaşadınız. Ama Ammon kralı Nahaş’ın üzerinize geldiğini gördüğünüzde, ‘Hayır, üzerimizde bir kral hüküm sürecek’ dediniz; oysa Tanrınız RAB sizin Kralınızdı.”


İsrail’in güçlü bir yeryüzü kralı arayışı, korkudan ve dünyevi düşünceden kaynaklanıyordu (bkz. 1. Sam. 8:4–9). Tanrı’nın halkı, Tanrı’nın onların Kralı olduğu ve antlaşma halkını koruyacağı gerçeğinde huzur bulmakta başarısız oldu.


Ben C. Dunson


Tanrı’nın Krallığı, İncil’lerin tamamında merkezi bir temadır. Vaftizci Yahya, “Tövbe edin, çünkü Tanrı’nın Krallığı yaklaştı” diye ilan ediyordu. Sinoptik İncil’ler — Matta, Markos ve Luka — İsa’nın dolaşıp Tanrı’nın Krallığı’nın müjdesini vaaz ettiğini anlatır. Bu İncil’lerde ayrıca Krallık hakkında on dört ayrı benzetme (mesel) yer alır.


Bu benzetmelerin ötesinde, İsa Tanrı’nın Krallığı hakkında pek çok ek öğreti vermiştir; bunlar dört kanonik İncil’in tamamında korunmuştur. Bu öğretiler bir arada ele alındığında, Tanrı’nın Krallığı’nın şimdiden faaliyette olduğunu ve büyümeye devam ettiğini, fakat gelecekte tam tezahürüne ulaşacağını gösterir. Antlaşma’nın Elçisi Reşad Halife, Son Ahit’te (3:81, 33:7, 33:40) ve Kutsal Kitap’ta (Malaki 3:1–3) bildirildiği üzere, İsa’nın mesajını doğrulamış ve pekiştirmiştir. Bu nedenle, Tanrı’nın yaklaşmakta olan Krallığı’nı ilan etmiş ve ona girmenin yolunu açıklamıştır.


Tövbe Edin, Krallık Yaklaştı


Vaftizci Yahya’nın mesajı basit, açık ve doğrudandı.


Matta 3:1–2

O günlerde Vaftizci Yahya, Yahudiye çölünde ortaya çıkıp şöyle vaaz ediyordu:

“Tövbe edin, çünkü göklerin egemenliği yaklaştı.”


Mesih’in Ayartılması

Şeytan, Tanrı’nın Krallığı’nın kurulmasının kendi karanlık krallığının sonu anlamına geldiğini bilir. Bu nedenle Şeytan, Mesih’e yeryüzündeki krallıklar üzerinde hüküm sürmesi için bir kestirme yol sunmaya çalıştı. Mesih’in yapması gereken tek şey, Şeytan’a tapınmaktı.


Matta 4:8–10 — ayrıca bkz. Luka 4:5–8

Şeytan onu yine çok yüksek bir dağa götürdü, dünyanın bütün krallıklarını ve görkemlerini ona gösterdi ve dedi ki:

“Eğer yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim.”

Bunun üzerine İsa ona dedi ki:

“Çekil, Şeytan! Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrın Rab’be tapacak ve yalnız O’na kulluk edeceksin.’”


İsa, Şeytan’a boyun eğmekle ilgilenmiyordu; Şeytan’dan egemenliği almak ve onu yalnızca Tanrı için tam ve kalıcı biçimde tesis etmek üzere gelmişti.


Tanrı’nın Krallığı’nın Müjdesi

Matta 4:17

O zamandan sonra İsa vaaz etmeye başladı ve şöyle dedi:

“Tövbe edin, çünkü göklerin egemenliği yaklaştı.”


Markos 1:14–15

Yahya tutuklandıktan sonra İsa Celile’ye geldi; Tanrı’nın müjdesini vaaz ederek şöyle diyordu:

“Zaman doldu, Tanrı’nın Krallığı yaklaştı; tövbe edin ve müjdeye iman edin.”


İsa, Tanrı’nın Krallığı’nı ilan etmenin kendi amacı olduğunu açıkladı.


Luka 4:43

Ama onlara dedi ki:

“Tanrı’nın Krallığı’nı öteki kentlere de duyurmam gerekir; çünkü bunun için gönderildim.”


Tanrı’nın Krallığı’nın mesajı iyi haberdir!


Matta 4:23

İsa bütün Celile’yi dolaşıyor, onların havralarında öğretiyor, Krallık müjdesini ilan ediyor ve halk arasındaki her türlü hastalığı ve her türlü rahatsızlığı iyileştiriyordu.


Matta 9:35

İsa bütün kentleri ve köyleri dolaşıyor, onların havralarında öğretiyor, Krallık müjdesini ilan ediyor ve her türlü hastalığı ve her türlü rahatsızlığı iyileştiriyordu.


Matta 24:14

“Bu Krallık müjdesi bütün uluslara tanıklık olarak dünyanın her yerinde vaaz edilecek; ondan sonra son gelecektir.”


Luka 16:16

“Yasa ve Peygamberler Yahya’ya kadar duyuruldu; o zamandan beri Tanrı’nın Krallığı’nın müjdesi vaaz ediliyor ve herkes ona girmek için zorlanıyor.”


İsa’nın Vaazında Krallığın Merkeziliği

İsa, Tanrı’nın Krallığı’nın müjdesini ilan etmek amacıyla geldiğini açıkladı. İsa bu amacını yerine getirmekte sadık kaldı.


Dağdaki Vaaz’da (Matta 5–7), İsa Tanrı’nın Krallığı’na sekiz kez açıkça atıfta bulunur. Bazıları Matta İncil’inin bu bölümüne “Krallık Bildirgesi” adını vermiştir.


Matta 5:3; krş. Luka 6:20

“Ruhça yoksul olanlara ne mutlu! Çünkü göklerin egemenliği onlarındır.”


Matta 5:10

“Doğruluk uğruna zulüm görenlere ne mutlu! Çünkü göklerin egemenliği onlarındır.”


Matta 5:19–20

“Bu buyruklardan en küçüğünü bozan ve başkalarına da böyle öğreten, göklerin egemenliğinde en küçük sayılacaktır; ama onları yerine getiren ve öğreten, göklerin egemenliğinde büyük sayılacaktır.

Çünkü size diyorum ki, doğruluğunuz din bilginleri ve Ferisilerinkini aşmadıkça, göklerin egemenliğine asla giremezsiniz.”


Matta 6:10

“Krallığın gelsin.

Gökte olduğu gibi, yerde de Senin isteğin olsun.”


Matta 6:33

“Önce O’nun Krallığı’nı ve doğruluğunu arayın; bunların hepsi size verilecektir.”


Matta 7:21

“Bana, ‘Rab, Rab!’ diyen herkes göklerin egemenliğine girmeyecek; ancak göklerdeki Babamın isteğini yerine getiren girecektir.”


Krallık Hakkındaki Benzetmeler


Eken

Matta 13:3–9

Onlara birçok şeyi benzetmelerle anlatarak şöyle dedi:

“İşte, ekinci ekmeye çıktı. Ekerken kimi tohumlar yol kenarına düştü; kuşlar gelip onları yedi. Kimileri toprağı az olan kayalık yerlere düştü; toprağın derinliği olmadığı için hemen filizlendiler. Ama güneş doğunca kavruldular ve kökleri olmadığı için kurudular. Kimileri dikenler arasına düştü; dikenler büyüyüp onları boğdu. Kimileri de iyi toprağa düştü ve ürün verdi: kimi yüz, kimi altmış, kimi otuz kat. Kulağı olan işitsin.”


Matta 13:18–23

“Öyleyse ekinci benzetmesini dinleyin. Kim Krallık sözünü işitir de anlamazsa, kötü olan gelir ve yüreğine ekileni kapar; bu, yol kenarına ekilendir. Kayalık yerlere ekilen ise, sözü işitip hemen sevinçle kabul eden kimsedir; ama kendisinde kök yoktur, geçicidir; söz yüzünden sıkıntı ya da zulüm çıkınca hemen tökezler. Dikenler arasına ekilen, sözü işiten; fakat dünyanın kaygısı ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve verimsiz kalır. İyi toprağa ekilen ise, sözü işitip anlayan kimsedir; gerçekten meyve verir ve kimi yüz, kimi altmış, kimi otuz kat ürün verir.”


Buğday Arasındaki Deliceler

Matta 13:24–30

İsa onlara başka bir benzetme daha sundu:

“Göklerin egemenliği, tarlasına iyi tohum eken bir adama benzer. Ama insanlar uyurken düşmanı geldi, buğdayın arasına deliceler ekti ve gitti. Buğday filizlenip başak verince deliceler de ortaya çıktı. Ev sahibinin köleleri gelip ona dediler ki: ‘Efendim, tarlana iyi tohum ekmedin mi? O halde bu deliceler nereden geliyor?’

O da onlara dedi ki: ‘Bunu bir düşman yaptı!’

Köleler ona dediler ki: ‘O halde gidip onları toplayalım mı?’

Ama o dedi ki: ‘Hayır; deliceleri toplarken buğdayı da onlarla birlikte sökebilirsiniz. Hasada kadar ikisi birlikte büyüsün; hasat zamanında biçerdöverlere diyeceğim ki: Önce deliceleri toplayın, yakmak üzere demetler halinde bağlayın; buğdayı ise ambarıma toplayın.’”


Matta 13:37–43

İsa şöyle açıkladı:

“İyi tohumu eken İnsanoğlu’dur; tarla dünyadır; iyi tohumlar Krallık’ın oğullarıdır; deliceler ise kötü olanın oğullarıdır. Onları eken düşman İblis’tir; hasat çağın sonudur; biçerdöverler de meleklerdir. Nasıl deliceler toplanıp ateşte yakılıyorsa, çağın sonunda da böyle olacaktır. İnsanoğlu meleklerini gönderecek; Krallığı’ndan sürçmeye neden olan her şeyi ve yasa tanımazlık yapanları toplayacaklar ve onları ateşli fırına atacaklar; orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. O zaman doğrular, Babalarının Krallığı’nda güneş gibi parlayacaklardır. Kulağı olan işitsin.”


Hardal Tohumu

Matta 13:31–32

Onlara başka bir benzetme sundu:

“Göklerin egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tohumu gibidir; bu, bütün tohumların en küçüğüdür, ama büyüdüğünde bahçe bitkilerinin en büyüğü olur ve ağaç haline gelir; öyle ki göğün kuşları gelip dallarında barınır.”


Maya

Matta 13:33 (NASB)

Onlara başka bir benzetme daha anlattı:

“Göklerin egemenliği, bir kadının üç ölçek una karıştırıp gizlediği mayaya benzer; ta ki hamurun tamamı mayalanıncaya kadar.”


Değerli Bir Krallık

Matta 13:44–46

“Göklerin egemenliği, tarlada gizli bir hazineye benzer; bir adam onu bulur ve yeniden gizler; sonra sevinç içinde gidip sahip olduğu her şeyi satar ve o tarlayı satın alır.

Yine, göklerin egemenliği güzel inciler arayan bir tüccara benzer; çok değerli bir inci bulunca gidip sahip olduğu her şeyi satar ve onu satın alır.”


Kapsayıcı Bir Krallık

Matta 13:47–50

“Yine, göklerin egemenliği denize atılan ve her tür balığı toplayan bir ağa benzer; ağ dolunca kıyıya çekilir, oturup iyi balıkları kaplara toplarlar, kötüleri ise atarlar. Çağın sonunda da böyle olacaktır; melekler çıkıp doğrular arasından kötüleri ayıracak ve onları ateşli fırına atacaklardır; orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”


Bağışlayıcılığın Krallığı

Matta 18:23–35

“Bu nedenle göklerin egemenliği, köleleriyle hesap görmek isteyen bir krala benzer. Hesap görmeye başladığında, kendisine on bin talent borcu olan biri getirildi. Ödeyecek gücü olmadığı için efendisi, kendisinin, karısının, çocuklarının ve sahip olduğu her şeyin satılmasını ve borcun ödenmesini buyurdu. Bunun üzerine köle yere kapanıp ona secde ederek, ‘Bana sabret, sana her şeyi ödeyeceğim’ dedi. Kölenin efendisi acıdı, onu serbest bıraktı ve borcunu bağışladı.

Ama o köle dışarı çıkıp kendisine yüz denari borcu olan bir arkadaşını buldu; onu yakalayıp boğmaya başladı ve ‘Borçlu olduğun şeyi öde!’ dedi. Arkadaşı yere kapanıp ona yalvardı: ‘Bana sabret, sana ödeyeceğim.’

Ama o razı olmadı; gidip borcunu ödeyinceye kadar onu hapse attı. Diğer köleler olan biteni görünce çok üzüldüler ve gidip efendilerine her şeyi anlattılar.

Bunun üzerine efendisi onu çağırıp dedi ki: ‘Seni kötü köle! Bana yalvardığın için bütün borcunu bağışladım. Ben sana merhamet ettiğim gibi, senin de arkadaşına merhamet etmen gerekmez miydi?’

Efendisi öfkeyle onu, borcunun tamamını ödeyinceye kadar işkencecilere teslim etti. Göklerdeki Babam da, her biriniz kardeşini yürekten bağışlamazsa, size aynı şekilde davranacaktır.”


(Editör notu: “Tanrı’nın rahmeti” ya da “rahmete erişmek” ifadesi, Son Ahit’te Tanrı’nın Krallığı’nı ifade eder.)


İncil’ler insanları Tanrı’nın Krallığına çağırırken, Kuran onları Tanrı’nın Rahmetine çağırır. Krallık, ilahi egemenliğin adıdır; rahmet ise bu egemenliğin insanlara dokunan yüzüdür. Tanrı’nın Krallığı, rahmetle yoğrulmuştur; Tanrı’nın rahmeti ise Krallığın kuşatıcı niteliğidir. İncil’de “Krallık” kelimesi sert gibi hissedilebilir; ancak özü rahmetle (her türlü lütuf) doludur. İsa, gelmekte olan büyük hadisenin ismini koyarken, Muhammed ise onun nasıl birşey olduğunu duyurmuştur. Ve nihayet Antlaşma Elçisinin gelmesi ile bu vaad edilen büyük olan başlamıştır.


İncil’lerde geçen “Tanrı’nın Krallığı (ya da Egemenliği)” kavramı, Kur’an’da “Tanrı’nın merhameti” olarak karşımıza çıkar. İşte birkaç örnek:


[7:63] “Rahmete erişesiniz diye sizin gibi bir adam vasıtasıyla sizi uyarmak ve sizi doğruluğa iletmek için Rabbinizden size bir hatırlatıcı gelmesi gerektiği çok mu şaşırtıcı?”


Başarının Formülü

[24:56] İletişim Namazlarını (Salat) gözetin, zorunlu bağışı (Zekat) verin ve elçiye itaat edin ki rahmete erişesiniz.


[6:155] Bu da vahyettiğimiz bereketli bir kutsal yazıdır; onu takip edip doğru bir hayat sürün ki rahmete erişesiniz.


[7:56] Düzeltildikten sonra yeryüzünü bozguna uğratmayın ve O’na derin saygı ve umutla tapının. Şüphesiz, TANRI’nın rahmeti, doğrular tarafından erişilebilirdir.


Tanrı’nın Rahmetini Kazanmak İçin Gerekenler: Zekatın Önemi

[7:156] “Ve bizim için bu dünyada ve Ahirette doğruluğu karara bağla. Biz Sana tövbe ettik.” Dedi ki “Benim azabım kimi irade edersem onun başına gelir. Fakat rahmetim her şeyi kuşatır. Bununla birlikte, Ben onu şu kimselere has kılacağım: (1) doğru bir hayat sürenler, (2) zorunlu bağışı (Zekat) verenler,** (3) vahiylerimize inananlar ve


[7:157] “(4) kendi Tevrat ve İncillerinde yazılı buldukları elçiyi takip edenler, yani kitap ehli olmayan (Muhammed) peygamberi. O onları doğru olmaya teşvik eder, kötüden meneder, onlar için bütün iyi yiyeceklere izin verir ve kötü olanı haram kılar, onlara yüklenen yükleri ve vurulan prangaları kaldırır. Ona inananlar, ona saygı duyanlar, onu destekleyenler ve onunla gelen ışığı takip edenler başarılı olanlardır.”


[42:8] TANRI irade etmiş olsaydı, onları tek bir topluluk yapabilirdi. Fakat O, irade ettiği kişiyi günahın bedelinden Kendi rahmetine kurtarır. Haddi aşanlara gelince, onların efendisi yoktur, bir yardımcısı da yoktur.


[45:30] İnanıp doğruluğa çalışanlara gelince, Rableri onları rahmetine kabul edecektir. En büyük zafer budur.


Kuran’daki duaların sıklıkla şu şekilde ifade edilmesi dikkat çekicidir: ‘Bizi rahmetine dahil et’ ve ‘Üzerimize rahmetini yağdır.’


[7:151] (Musa) şöyle söyledi, “Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla ve bizi rahmetine dâhil et. Sen tüm merhametlilerin En Merhametlisisin.”


[18:10] Gençler mağaraya sığındıklarında şöyle dediler, “Rabbimiz, bize rahmetini yağdır ve işlerimizi rehberliğinle nimetlendir.”


[23:109] “Kullarımdan bir grup şöyle derdi, 'Rabbimiz, biz inandık, öyleyse bizi bağışla ve bize rahmetini yağdır. Sen tüm merhametlilerin En Merhametlisisin.’


Tanrı’nın yaklaşmakta olan Krallığının ilanı ve müjdesi, Tanrı’nın Antlaşma Elçisi’nin mesajının tam merkezinde yer alıyordu. Bu anlamda, tüm kutsal yazıların mesajlarını birleştirmiş, doğrulamış ve pekiştirmiştir. Artık Tanrı’nın Krallığı ile Şeytan’ın krallığı arasında açık bir ayrımın yapıldığı bir döneme girdiğimizi ilan etmiştir. Bu konuyla ilgili pek çok vaazı ve programı bulunmaktadır. Lütfen aşağıda bunlardan birkaçına göz atınız: 

 

World News Bulletin | by Dr. Rashad Khalifa

King of Chaos | by Dr. Rashad Khalifa

Satan's kingdom vs God's Kingdom | by Dr. Rashad Khalifa 

Secret of Happiness and God's Kingdom | by Dr. Rashad Khalifa 


Alıntı: Reşad Halife’nin Kuran: Son Ahit adlı eserinin Ek 7 bölümü


Ek 7

Biz Niçin Yaratıldık?


Biz bu dünyadayız çünkü korkunç bir suç işledik ve bu hayat, kendimizi günahın bedelinden kurtarmak, suçumuzu kınamak ve Tanrı’nın krallığına tekrar katılmak için bizim şansımızdır.


Her şey birkaç milyar yıl önce “Göksel Toplum’da bir kavganın ortaya çıkmasıyla” başladı (38:69). Yüksek rütbeli yaratıklardan biri olan Şeytan, Tanrı-vergisi güçlerinin kendisini Tanrı’nın yanında bir tanrı olmaya yeterli kıldığı şeklinde kibirli düşüncelere kapıldı. Böylelikle Tanrı’nın mutlak otoritesine meydan okumuş oldu. Şeytan’ın iddiası sadece küfür değildi, yanlıştı da—sadece Tanrı, bir tanrı olma niteliğine ve yeteneğine sahiptir, başka hiç kimse değil. Şeytan’ın küfrü sonucunda, Göksel Toplum’da bir bölünme meydana geldi ve Tanrı’nın krallığının bütün unsurları dört kategoride sınıflandırıldı:


1. Melekler: Tanrı’nın mutlak otoritesine sarılan yaratıklar.

2. Hayvanlar: Önce isyan eden fakat sonra Tanrı’nın tövbe davetini kabul eden yaratıklar.

3. Cinler: Şeytan’ın “tanrı” olabileceği konusunda onunla hemfikir olan yaratıklar.

4. İnsanlar: Kararsız kalan yaratıklar; onlar Tanrı’nın mutlak otoritesinden yana sağlam bir duruş sergileme konusunda başarısız oldular.


En Merhametli

Melekler, Tanrı’nın mutlak otoritesine sarılmayan yaratıkların sürgün edilmesini bekliyorlardı (2:30). Fakat Tanrı En Merhametlidir; O, suçumuzu kınamamız için bize bir şans vermeye karar verdi ve meleklere, onların bilmedikleri şeyleri Kendisinin bildiğini bildirdi (2:30). Tanrı, bazı yaratıkların günahın bedelinden kurtarılmak için bir şansı hak ettiklerini biliyordu.


Eğer bir uçağı uçurma yeteneğinizin olduğunu iddia ediyorsanız, iddianızı test etmenin en iyi yolu size bir uçak vermek ve onu uçurmanızı istemektir. Bu, tam olarak Tanrı’nın Şeytan’ın iddiasına cevaben yapmaya karar verdiği şeydi. Tanrı, uçsuz bucaksız yedi evren yarattı, sonra meleklere Şeytan’ı “Dünya” adı verilen minik zerre üzerinde bir tanrı olarak atadığını söyledi (2:30). Şeytanın geçici bir “tanrı” olarak atanmasıyla ilgili Kuranî anlatımlar (36:60) önceki kutsal yazıları doğrulamaktadır.


Tanrı’nın planı ölümü yaratmayı gerektiriyordu (67:1-2), sonrasında ise cinleri ve insanları bu dünyaya getirmeyi. Böylece onlar, herhangi bir ön yargı olmadan sil baştan başlarlar ve Tanrı’nın mutlak otoritesine yahut Şeytan’ın çok tanrılı teorisine sarılmak için tam özgürlük kullanırlar. Bu çok önemli kararı vermek için her insan, hem Tanrı’dan mutlak otoritesini savunan bir mesaj alır hem de Şeytan’dan onun çok tanrılı ilkelerine itici bir mesaj alır.

Bize avantajlı bir başlangıç vermek için En Merhametli, bizi dünyaya göndermeden evvel tüm insanları huzurunda topladı ve biz de yalnızca O’nun Rabbimiz ve Efendimiz olduğuna şahitlik ettik (7:172). Bu sayede, Tanrı’nın mutlak otoritesine sarılmak her insanın ayrılmaz bir parçası olan doğal bir içgüdüdür.


İsyancılar öldürüldükten sonra, insanların ve cinlerin ruhları özel bir depoya yerleştirildi. Daha sonra Tanrı, test dönemi boyunca insanlara ve cinlere ev sahipliği yapması için uygun bedenler yarattı. İlk cin bedeni ateşten yaratıldı ve Şeytan bu bedene atandı (15:27). İlk insan bedeni ise dünyevi bir malzemeden, çamurdan yaratıldı (15:26) ve Tanrı ilk insan ruhunu bu bedene atadı. İlahi plan, meleklerin yeryüzünde insanlara hizmet etmesini gerektiriyordu—onları korumak, onlar için rüzgârı ve yağmuru sürmek, rızıkları dağıtmak vs. Bu gerçek, Kuran’da alegorik olarak anlatılır: “Rabbiniz meleklere dedi ki ‘Âdem’in önünde secdeye kapanın!’ ” Şeytan elbette insan türüne hizmet etmekle herhangi bir ilgisi olmasını reddetti (2:34, 7:11, 17:61, 18:50, 20:116).


Âdem’in bedeni dünya üzerinde kalırken, gerçek kişi, ruh, en dıştaki evrende yer alan Cennete kabul edildi. Tanrı, Âdem’e yasak ağacın temsil ettiği bazı buyruklar verdi ve Şeytan kendi şeytanî mesajlarını iletmek için Âdem’in yoldaşı olarak atandı. Gerisi tarihtir.


Ne zaman bir insan doğsa, bu yeni bebeğe ruhlar deposundan insan olan bir kişi atanır. Tanrı, ruhları Kendi bilgisine uygun bir şekilde atar (28:68). Her ruh belirli bir bedene atanmayı ve belirli koşullar altında yaşamayı hak eder. Hangi ruhların iyi, hangi ruhların kötü olduğunu yalnızca Tanrı bilir. Çocuklarımız evlerimize Tanrı’nın planına göre atanır.


Şeytan’ın bakış açısını temsil etmesi için o yeni insana aynı zamanda bağımsız bir cin ruhu da atanır. Herhangi bir cinin fiziksel bedeni ebeveyn cinler tarafından üretilirken, cin ruhu bağımsız bir bireydendir. Cinler Şeytan’ın soyundan gelen kimselerdir (7:27, 18:50). Atanmış olan cin, insanoğlu ile birlikte doğumdan ölüme kadar kalır ve Yargı Günü’nde ana tanık olarak hizmet eder (50:23). Her ikisi de tek bir bakış açısına ikna oluncaya dek kafalarımızın içinde insan ruhu ile cin ruhu arasında sürekli bir tartışma yaşanır.


Asli Günah

Yaygın inanışın aksine, “Asli Günah” yasak ağaçtan yediğinde Âdem'in Tanrı’nın yasasını çiğnemesi değildi. Asli günah, Büyük Kavga sırasında bizim Tanrı’nın mutlak otoritesine sarılmakta başarısız olmamızdı. Eğer insan olan kişi, kendi erkek veya kadın cin yoldaşını bu asli günahı kınamaya ve Tanrı’nın mutlak otoritesine sarılmaya ikna ederse, her iki yaratık da Yargı Günü’nde günahın bedelinden Tanrı’nın ebedi krallığına kurtarılırlar. Fakat eğer cin yoldaş, insanoğlunu Şeytan’ın putperest görüşlerine sarılmaya ikna ederse, bu takdirde her iki yaratık da sonsuza dek Tanrı’nın krallığından sürgün edilir.


Şeytan ve temsilcileri, onun bakış açısını yaymak için Muhammed, İsa, Meryem ve azizler gibi güçsüz yaratıkların putlaştırılmasını savunurlar. Çok tanrılı eğilimlerimiz nedeniyle burada olduğumuzdan, çoğumuz Şeytan için kolay avız.


Şeytan’ın bir “tanrı” olarak beceriksizliği, hâkimiyeti boyunca var olan kaos, hastalık, kazalar, sefalet ve savaşın yaygınlığı ile zaten kanıtlanmıştır (36:66). Öte yandan, Şeytan’ı kınayan, Tanrı’nın mutlak otoritesine sarılan, İsa ve Muhammed gibi güçsüz ve ölü yaratıkları putlaştırmaktan sakınan insanlar, Tanrı’nın korumasına geri döndürülürler—onlar burada, bu dünyada ve sonsuza dek mükemmel bir hayatın tadını çıkarırlar.


Bu dünyadaki yaşamımız, çok tanrılı fikirlerimizi ifşa etmek için tasarlanmış bir dizi test olduğundan, puta tapmak bağışlanmayan tek suçtur (4:48, 116). Dünya, ya Tanrı’nın mutlak otoritesine ya da Şeytan’ın putperest görüşlerine sarılma kararımızı açıkça göstermek için ilahi olarak tasarlanmıştır (67:1-2). Gündüz ve gece, Şafak Namazını gözeterek ve en sıcak ve en uzun günlerde oruç tutarak Tanrı’nın yasalarına sarılma istekliliğimizi test etmek için sürekli olarak değişir. Sadece, Tanrı’nın mutlak otoritesinden tamamen emin olanlar günahın bedelinden kurtarılırlar (26:89).


Alıntı: Reşad Halife’nin Kuran: Son Ahit adlı eserinin Ek 6 bölümü


Ek 6

Tanrı’nın Büyüklüğü


39:67 ayetinden öğreniyoruz ki, Tanrı’nın büyüklüğü insan kavrayışının çok ötesindedir—ayet, yedi evrenin hepsinin “Tanrı’nın eli içinde dürülmüş” olduğunu belirtir.

Kuran’ın müthiş matematiksel koduyla desteklenerek, evrenimizin yedi evrenin en küçüğü ve en içteki olduğu bize öğretilmektedir (41:12, 55:33, 67:5 ve 72:8-12). Aynı zamanda bilimsel gelişmelerimiz gösterdi ki Samanyolu galaksimiz 100.000 ışık yılı çapındadır ve evrenimiz böyle bir milyar galaksi ve bir milyar trilyon yıldız, artı sayısız desilyonlarca göksel cismi içerisinde barındırmaktadır. Evrenimizin 20.000.000.000 ışık yılını aşan mesafeleri kapsadığı tahmin edilmektedir.


Yıldızları Sayın!

Yıldızlardan sadece bir kentilyon [1.000.000.000.000.000.000.000] alıp onları sadece [0'dan kentilyona] saniyede bir sayarsak, gece gündüz, bu 32 milyar yıl sürer (evrenin yaşından daha fazla). Onları sadece "saymak" bu kadar sürecek; ama Tanrı onları "yarattı". İşte Tanrı'nın büyüklüğü böyledir.


Eğer bir uzay macerasına çıktığımızı hayal edersek evrenimizin genişliğini takdir edebiliriz. Işık hızında Güneş’e doğru Dünya gezegenini terk ettiğimizde, Güneş’e 93.000.000 mil ve 8 dakika sonra ulaşırız. Galaksimizden çıkmamız ise ışık hızında 50.000 yıldan fazla zaman alacaktır. Samanyolu’nun dış sınırından bakıldığında, Dünya gezegenimiz görünmezdir. En güçlü teleskop bile minik “Dünyamızı” tespit edemez.


/static/media/16.8efcd73c3f10d51a8a7c.jpg


Komşu galaksimize ulaşmak için ışık hızıyla 2.000.000 yıldan fazla zaman harcamak zorundayız. Evrenimizin dış sınırına ulaşmak için ışık hızında en az 10.000.000.000 yıl harcanmalıdır. Evrenimizin dış sınırından Samanyolu bile büyük bir odadaki bir toz lekesi gibidir.


İkinci evren bizim evrenimizi çevrelemektedir. Üçüncü evren ikincisinden daha geniştir ve bu böyle devam eder. Daha doğrusu, evrenimiz, altıncı evrenle çevrili olan yedinci evren olarak görülmelidir, ki o da beşinci evrenle çevrilidir ve bu böyle devam eder. En dıştaki ilk evrenin genişliğini hayal edebiliyor musunuz? İlk evrenin çapını tanımlayacak bir sayı yoktur. Bu akıl almaz genişlik “Tanrı’nın avucunun içindedir.” En dıştaki evrenin dış sınırından bakıldığında, Dünya gezegeni nerede? Ne kadar dikkate değer? Dünya denilen sonsuz küçüklükteki zerrenin üzerinde İsa, Meryem, Muhammed gibi küçücük yaratıklar yaşadı. Yine de bazı insanlar bu güçsüz insanları tanrı yaptılar!


Tanrı’nın büyüklüğü, sadece O’nun yedi evreni elinde tuttuğu gerçeği ile değil, aynı zamanda büyük kâinatın her yerindeki tüm atomları, hatta atom altı bileşenleri tamamen kontrol ettiği gerçeği ile de temsil edilir (6:59, 10:61 ve 34:3).


Alıntı: Reşad Halife’nin Kuran: Son Ahit adlı eserinin Ek 21 bölümü


Ek 21

Şeytan: Düşmüş Melek


Tanrı’nın krallığında, belirli yaratıklara görevlerini yerine getirmeleri için gereken güçler kaçınılmaz olarak verilir. Şeytan, Tanrı-vergisi güçlerinin kendisini bağımsız bir tanrı olarak faaliyette bulunmaya yetkin kıldığına inandı. Onun hâkimiyetindeki sefalet, hastalık, kazalar ve savaşın yaygınlığı ile kanıtlandığı gibi, artık Şeytan’ın yetersiz olduğunu biliyoruz.


Kuran açıkça şunu belirtir, Şeytan, kendisine bahşedilen muazzam güçler ve rütbe dolayısıyla bir melekti. Bu yüzden, düşüşünden önce ona bir melek olarak hitap edilir (2:34, 7:11, 15:29, 17:61,18:50, 20:116, 38:71). Tanım olarak, bir cin, düşmüş bir melektir (18:50). Şeytan’ın isyanı, bize meleklerin kendi akıllarıyla ve mutlak bir seçim özgürlüğüyle yaratıldıklarını öğretir (2:34).


Alıntı: Reşad Halife’nin Kuran: Son Ahit adlı eserinin Ek 27 bölümü


Ek 27

Senin Tanrın Kim?


Çoğu insan, bu soruyu duyması üzerine çileden çıkar. “Ne demek ‘Senin tanrın kim?’ ” diye sorarlar. “Benim tanrım göklerin ve yerin Yaratıcısıdır.” Ve bu insanların çoğu, tanrılarının göklerin ve yerin Yaratıcısı olduğunu ilan etmelerinin, lafta bağlılıktan fazlası olmadığını ve kendilerinin aslında Cehennemlik olduklarını gördüklerinde şok olacaklardır (12:106).


Zamanın çoğunda zihninizi kim veya ne meşgul ediyorsa sizin tanrınız odur.


Sizin tanrınız evlatlarınız (7:190), eşiniz (9:24), işiniz (18:35) veya egonuz (25:43) olabilir. Bu nedenle, Kuran’daki en önemli ve en çok tekrarlanan buyruklardan birinin şu olduğunu fark ediyoruz:


Ey inananlar, Tanrı’yı sık sık hatırlayın; O’nu gece gündüz yüceltin. [33:41]


Bu buyruğu pratiğe dökmek için Tanrı’nın zihinlerimizi her şeyden daha fazla meşgul etmesini garanti ettiğimiz belli alışkanlıklar edinmeliyiz. Kuran, böyle ruh kurtarıcı alışkanlıklar edinmemize yardımcı olur:


1. İletişim Namazları (Salat): Günlük 5 vakit namazı gözetenler, uyanık oldukları saatlerin önemli bir kısmında Tanrı’yı anma yolunda büyük ilerleme kaydederler. Salat, Tanrı’yı sadece birkaç dakikalık namaz esnasında değil, aynı zamanda bekleme zamanlarında da hatırlamamıza yardımcı olur. Sabah 11’de, birisi öğlen namazının vaktinin gelip gelmediğini görmek için saatine bakabilir. Bu hareket kişinin Tanrı hakkında düşünmesini sağlar ve kişi buna göre kredilendirilir (20:14).


2. Yemeden önce Tanrı’yı an: 6:121 ayeti, yemeden önce Tanrı’nın adını anmamızı tembih eder: “Üzerine Tanrı’nın adı anılmamış olandan yemeyin.”


3. Tanrı İrade Ediyorsa (İNŞAALLAH): “ ‘Tanrı irade ediyorsa’ (İNŞAALLAH) demeden ‘Yarın bunu veya şunu yapacağım’ deme. Eğer bunu yapmayı unutursan, o zaman özür dile ve de ki, ‘Rabbim bir dahaki sefere daha iyisini yapmam için bana rehberlik etsin.’ ” [18:24]. Bu, kiminle konuşuyor olursak olalım, yerine getirmemiz gereken doğrudan bir buyruktur.


4. Tanrı’nın Hediyesi (MAŞAALLAH): Sevdiğimiz şeylerden dolayı—çocuklarımız, arabalarımız, evlerimiz vs.—Tanrı’nın korumasını talep etmek için 18:39’da “MAŞAALLAH” (Bu Tanrı’nın hediyesidir) dememiz tembih ediliyor.


5. Gece gündüz Tanrı’yı yücelt: Herhangi bir şey yediğimizde hayvanlar gibi olmamalıyız; Tanrı’nın yediğimiz yiyeceği yaratması üzerine derin derin düşünmeliyiz—lezzet, Tanrı’nın bize verdiği duyular sayesinde aldığımız haz, muz veya portakalın mükemmel bir şekilde paketlenmesi, Tanrı’nın yarattığı deniz ürünü çeşitleri vs.— ve sağladığı rızıkların tadını çıkarırken O’nu yüceltmeliyiz. Güzel bir çiçek veya bir hayvan yahut günbatımını gördüğümüzde Tanrı’yı yüceltmemiz gerekir. Tanrı’yı hatırlamak ve yüceltmek için mümkün olan her fırsatı değerlendirmeliyiz ki, Tanrı bizim Tanrımız olsun.


6. İlk Söylenen Söz: Her sabah kalktığınız an şunu söylemeyi bir alışkanlık haline getirin: “En Lütufkâr, En Merhametli olan Tanrı’nın adıyla. Tanrı dışında başka tanrı yoktur.” Eğer bu güzel alışkanlığı edinirseniz, yeniden diriltildiğinizde söyleyeceğiniz şey bu olur.


Yukarıda sunulan tüm öğretiler — Tanrı’nın Krallığı, Kur’an, onun ayetleri, doğruladığı önceki kutsal kitaplar ve Antlaşma Elçisi’nin mesajı hakkında olanlar — olağanüstü bir kanıtla desteklenmektedir: 19 sayısına dayalı Kur’an’ın matematiksel mucizesi.


Bu kanıt inkâr edilemez, kırılmaz, eşi benzeri yoktur; anlaşılması kolaydır, fakat taklit edilmesi imkânsızdır. Kur’an’daki her kelimenin, her harfin ve her yapının ilahi olarak yerleştirildiğini göstermektedir. Dinler tarihinde ilk kez bir kutsal kitap, bu denli hassas ve derinlikli, kendi içine yerleştirilmiş bir matematiksel sistem aracılığıyla doğrulanmıştır.

Bu mucize sayesinde, bu öğretilerden kendi adınızdan, kendi varlığınızdan ya da güneşin yarın doğacağından emin olduğunuz kadar — hatta daha da emin olabilirsiniz. Bir mucize insan yeteneğinin ötesindedir. Bu matematiksel sistem, Hindistan’dan modern sayı sisteminin yayılmasından çok önce, bilgisayarların varlığından yüzyıllar önce, çöl toplumunda vahyedilmiş bir kitabın içine yerleştirilmiştir.


Bugün, en ileri teknolojiye sahip olmamıza rağmen, bu sistemin birbirine geçmiş çok sayıdaki parametresini hata yapmadan hesaplamakta zorlanıyoruz. Örneğin, “Allah” kelimesinin kaç kez geçtiği, bu geçişlerin ayet numaralarıyla olan ilişkisi ve surelerle bağlantısı — tüm bunlar, hiçbir insanın tasarlayamayacağı kadar hassas bir yapı oluşturmaktadır.


Muhammed’in böyle bir sistemi yazmış olması mümkün değildir. Başka herhangi birinin de mümkün değildir. Başka bir örnek düşünün: Kur’an’ın açılış ifadesi olan Besmele içindeki derin matematiksel yapı. Bir insan böyle bir deseni nasıl oluşturmuş olabilir? Sizi, aşağıdaki bağlantılarda açılış ifadesi (Besmele) hakkındaki bu kanıtları bizzat incelemeye ve kendi sonucunuzu kendiniz çıkarmaya davet ediyoruz.

 

  • Beyond Probability, God's Message in Mathematics. Series 1: The Opening Statement of the Quran (The Basmalah) by Abdullah Arik.
  • Also available: Beyond Probability, "The Key" (Al-Fãtehah): God's Message In Mathematics, Amazing mathematical finds on "The Key" (Al-Fãtehah), Sura (chapter) 1

 
The only reasonable conclusion is that this Book is from God. 


  • Anasayfa
  • Tanrı'nın Krallığı
  • Teslimiyet
  • Mucize

Evrensel Birlik

 Telif Hakkı © 2026 Evrensel Birlik. Tüm hakları saklıdır.